Try right click.

05 Mart 2010 Cuma

The Crafty Crow'un Konugu Turkiye

Ulkemiz ile ilgili oldukca hos el isleri yakalamis bugun Crafty Crow...

Buyrun:

The Crafty Crow - Crafts Around The World : Turkey

Buradaki fes, Istanbul'da yasayan aslen Avusturalyali olan The Light Garden tarafindan yapilmistir.


04 Mart 2010 Perşembe

Bir Fabl / Yavru Serce



"Burasi  mi annecigim?" diye sorar yavru serce.

"Evet, burasi. Iste sonun baslangici" diye cevaplar annesi.

Ilik bir bahar sabahi, yuvalarindan sevinc, umut ve ayni zamanda huzunle ayrilip bu yasli cinarin dalina konduklarinda artik birlikteliklerinin sonunun geldigini ikisi de biliyordu. Guclu ve kararli sesiyle onlerindeki yol ayrimini gosterir anne serce.

"Bak", der. "Bak, kucugum... Artik onunde iki yol var. Birincisi, kahverengi olani, herkesin gittigi yoldur. Her serce, senin gibi, dogar, buyur ve kendi ayaklari uzerinde durmayi ogrenince bu yoldan gider. Siradandir. Dikkat cekmezsin, kimse seni sorgulamaz, kimse niye bu yolu sectin demez. Yolun sonunda... Yolun sonunda ise... hep ayni sey vardir..."

"Peki obur yol?" diye sorar yavru serce.

"Diger yol" der annesi... "Pembe yoldur... Degisiktir. Alisilmisin disindadir. Cogu serce o yolu tanimaz, dikkat cekersin, o yolu sectigin icin seni elestirirler. Cok elestirir. Yolun sonunda... Yolun sonunda ise... Cok farkli seyler vardir..."

Kucuk serce... dusunur...

Once kahverengi yola bakar... Iki yuksek tas duvar arasinda sonsuz uzayip giden bir yol gorur. Karanlik ve sikicidir. Icinde hizla ucan, bazen birbirinin ustune basip ezen, one gecen, bazen ise tokezleyip dusen serceler gorur.

Sonra pembe yola bakar... Rengarenk cicekler arasinda kivrilip giden, yukselip inen bir yol vardir. Icinde el ele ucan, birlikte cicekleri koklayan, siril siril akan nehri dinleyen, tomurcuklari seyreden, sakin ve huzurlu serceler gorur.

Cok dusunmeye gerek yoktur. O zaten secimini coktan yapmistir.

Son kez annesine bakar, huzunle gulumseyen tatli dudaklarina dokunur ve yanagini sicak yanagina dayar...

Sirtini diklestirir... Ayni annesinin ogrettigi gibi bahar dalindan havalanir...

"Hoscakal" der... "Farkli olmak beni korkutmuyor"...

... ve hizla pembe yola dalar...

Montessori Seminer Duyurusu

Sevgili Nuran'in onculugunde 27 ve 28 Mart'ta Istanbul'da iki Montessori semineri gerceklesecektir. Montessori egitmeni sertifikali Sayin Hilal Mutlusoy Oktem'in verecegi seminerler icin son birkac yer kalmistir. Basvuru icin sevgili Nuran ile iletisime gecebilirsiniz.

Saygilar

02 Mart 2010 Salı

Yuregiyle bakmali insan...

"Yasadigin yerdeki insanlar," dedi Kucuk Prens, "bir bahcede bes bin gul yetistiriyorlar, ama asil aradiklarini bulamiyorlar yine de."
"Bulamiyorlar" diye yanitladim.
"Ve aradiklarini tek bir gulde ya da birazcik suda bulabilirler."
"Dogru," dedim.
Kucuk Prens ekledi:
"Ama gozler kordur. Yuregiyle bakmali insan..."

Antoine de Saint-Exupéry, Kucuk Prens (Le Petit Prince), XXV. Bolum, 1943

14 Şubat 2010 Pazar

Umut...

Bir kucuk kustur cogu zaman, umut...
Kanat takip sonsuzluga birakilan...
Donmesi icin ardindan dualar okunan.

Geri donmezse o kus bir gun,
Kucucuk parcalarimi toplamak icin yanimda ol.
Tut elimi sikica, sessizlikte nefesimi dinle.
Ufuklara bakmaktan, yorulmus gozlerimi op, op, op...

Geri donmezse eger...

27 Aralık 2009 Pazar

Farkli Yollar...

Gozlerimin ta icine bakiyor...

Gozleri iceri cokmus sanki, mor mu? Evet kesinlikle mosmor. Bir cesit caresizlik sanirim yuzundeki. Belki uzuntu. Belki de umutsuzluk.

Ben miyim ki umudu? Hayir canim tabii ki degilim. Nasil olabilirim ki? Tanimiyorum bile onu. Kimdir? Neyin nesidir? Hastaligi nedir? Kaza mi gecirdi yoksa? Yok sanmiyorum... Belli ki bir hastalik. Belki ani geldi. Belki de coktandir vardi.

Gozlerimin icine bakiyor ne zamandir. Anlatmaya calisiyor sanki yasadiklarini, hissettiklerini. "Anliyorum seni, hissediyorum acini" demek istiyorum ama... mumkun degil ki.

Ambulansi beni sollayip tam onume gectiginden beri gozleri benim ustumde. Sessizce beni izliyor.

Agzinda, yuzunun yarisini kaplayan bir oksijen maskesi. Gozlerini goruyorum sadece cok net. Ambulansin ic isiklari yaniyor, arka cam da o kadar net ki. Yasli gozlerle bakiyor bana. Derdi nedir acaba?

Ben biraz once son hediye alisverisini yaparken o da o ambulansa biniyordu demek ki. Ne tezat...

CD'imde avaz avaz Strauss'un Mavi Tuna'si caliyor. Onda ise kalp atislarinin sayaci. Ne tezat...

Biraz sonra kuzum karsilayacak beni kapida. Onu ise doktorlar ordusu. Ne tezat...

Yarin sevdiklerim ellerinde hediyelerle, yuzlerinde gulucuklerle havaalaninda karsimda olacaklar. Onun sevdikleri ise gozlerinde yaslarla. Ne tezat...

Bugun ben, arabamda avaz avaz Strauss dinleyip alisveristen hizla otobanda evime, kuzuma donen, yarin ailesini karsilayacak ici kipir kipir bir anne. Bugun O, bir ambulansin icinde bilinmeze giden kalbi kirik bir hasta.

Yarin...

Yarin belki de ben O, O ise ben...

Empatiyle yasar insan. Empatiyle anlar karsisindakini. Empatiyle insan olur, diger canlilardan farkli. Simdi aklimda hep o gozler... Iyi mi acaba?

Bern'e gelince, O Inselspital'e dogru donuyor, ben ise Lozan istikametine...

Farkli yollara... Tamamen farkli yollara...

10 Kasım 2009 Salı

71 Yillik Ozlem...



Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Ulusu'nu yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır.Her sınıf halkın O'nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye'nin Ata'sına layık bir tezahürden başka birşey değildir.

18.Aralik.1938

Seni cok ozledik ATAM...
1881 - 193

26 Ekim 2009 Pazartesi

Happy Birthday, my love...



My heart is like a singing bird
Whose nest is in a watered shoot;
My heart is like an apple tree
Whose boughs are bent with thickset fruit;
My heart is like a rainbow shell
That paddles in a halcyon sea;
My heart is gladder than all these
Because my love is come to me.

Raise me a dais of silk and down;
Hang it with vair and purple dyes;
Carve it in doves and pomegranates,
And peacocks with a hundred eyes;
Work it in gold and silver grapes,
In leaves and silver fleurs-de-lys;
Because the birthday of my life
Is come, my love is come to me.

by Christina Rossetti

Esra

30 Eylül 2009 Çarşamba

Guzel bir sonbahar ani...

Istanbul'un en sevdigim zamani, sonbahar...

Bugun ise... sonbaharin belki de en guzel gunuydu...

Bahcemizde, eve cikmak yerine cimlerin arasinda oturmus,  saatlerce seni seyrederken... Saclarimin arasina dolan hafif sonbahar meltemi, tenime isleyen ilik sonbahar gunesi, senin elinden ucup "ucak", "kus", "leylek", "uc uc bocegi", "helikopter", "kelebek" ve daha yuzlerce hayal urunu ucan "sey" oldugunu soyledigin kurumus rengarenk sonbahar yapraklari, bana tek tek koklatip kucuk bir demet yapip anneannene goturdugun sari sonbahar cicekleri ve yuzundeki o kocaman gulumseme ile bir sonbahar cocugu, sen... gunumu aydinlattiniz...

Bir kez daha sonbahari Istanbul'da sevdigimi; Istanbul'un sonbaharini sevdigimi hatirlattiniz...

Istanbul... sonbaharin cok guzel!

07 Eylül 2009 Pazartesi

Gelecege mektup

Bir gun...

Cok ileride olan ama bir nefes kadar cabuk gelecegini bildigim birgun... Karsima gececeksin... Gozlerimin icine bakip hic konusmadan kalbimin atislarini dinleyeceksin... Bir gun... Bir saniye sonra gelecek olan o gun, elimi tutup yanindayim diyeceksin. Ben... yasli bir nine... Sen... orta yasini henuz gecmis ama cok havali bir anneanne... Yaninda torunlarin olacak... Kizina donup onunla biraz yalniz kalmak istiyorum diyeceksin... Ben ise yine o gun, tipki bugun oldugu gibi bogazima dugumlenmis binlerce kelime ile sadece elinin sicakligini hissedecegim... Kelimesiz, sessiz...

Hayat bazen acidir guzel kizim. Bazense en tatli sekerden daha tatli. Hayat surprizlerle doludur melegim. Bazen ani, bazense beklenen. Bir terazidir, dunya. Siyah... Beyaz... Biri olmadan digeri olmaz. Birini hissetmeden, digerinin degeri anlasilmaz.

Senden once... Bilmezdim boyle hissetmeyi, anlamazdim boylesine derin ozveriyi. Sensizlik hiclikmis megerse yavrum. Seninle olmak, nefesini hissetmek, kokunu duymak, kucucuk bir opucuge baglanmak, yuzunun her bir kivrimini, sesinin her bir tonunu, kokunun her bir detayini bilmek, hissetmek, ezberlemek, sevmek... Sensizlik karanlikmis megerse... Aydinligi gorunce gercegi anlamak...

Yanima yatip gozlerimin icine bakip yuzumu oksuyorsun ya... Ya da ayakkabilarini giydirirken aniden firlayip boynuma sarilip anne diyorsun ya... Ya da hicbirsey yapmayip gozlerinde isiltiyla karlarin icinde yemek arayan kargalari seyrediyorsun ya... Ya da icten gelen gercek mutluluk kahkahalariyla ufacik bir sinege bile evcil hayvan muamelesi yapiyorsun ya... Ne cok sey ogretiyorsun bana, biliyor musun? Hayatla ilgili bildigim, inandigim, guvendigim ne varsa yiktin sen. Yerine saf sevgi koydun, biliyor musun? Sevgi... Katiksiz, puruzsuz, seffaf, sevgi. Bir karincayi sevmeyi ogrettin bana. Elime konan kucucuk bir uc uc bocegiyle mutlu olmayi. Herseyi oldugu gibi kabul etmeyi ogrettin, herseyi ve herkesi. Cocukluguma geri dondurdun beni. Hayatin anahtarini verdin bana, haberin var mi?

Dunyanin gelmis gecmis tum lisanlari toplansa bir cumle cikaramaz ki; bilinen tum renkler bir araya gelse dogru tonu tutturamaz ki; tum sesler birlesse dogru tiniyi calamaz ki... nasil anlatilir ki icimdeki sen? Bendeki sen... Sendeki ben...

Cizdigin her resme ekledigin o sari buyuk gunes, hayatinda hep parlasin kuzum. Gununu, yolunu, gelecegini aydinlatsin. Ileride birgun, ben gittigimde... Artik yaninda olamadigimda... Gunese don yuzunu... Isitsin titreyen bedenini. Bil ki, tenine isleyen her bir isinda ben varim. Usudugun her an, korktugun her an, uzuldugun her an, yalniz hissettigin her an... Yaninda, yanibasindayim.

Gunes kadar sicak, deniz kadar derin, ufuk kadar buyuk, bir nefes kadar yakinim...

Nice senelere melegim...

Annen

16 Nisan 2009 Perşembe

Cocuklarindan Sana Saygi...



Bir cocuk, bin cocuk...
Tutmak elinden, yurumek yan yana... ayni umuda...
Guven dolu bir el, sevgi dolu bir kalp, adanmis bir omur...

Bugun... 23 Nisan'a bir hafta kala...
Elimi yine tutsan keske...
Yurusem seninle umut dolu gelecege...
Sen... Ulu onderim...
Ozluyorum seni...
Cok...
................................................
Archi*Sugar

Tesekkurler Oyku

Ataturk icin diger yazilarim:
23 Nisan 2008
Ataturk'e Mektup

29 Aralık 2008 Pazartesi

Cocuk, cocuktur... Yaris ati degil...

Cocuklarin yaris ati gibi goruldugu bir ulkede dogduk, buyuduk, yasadik, hatta yaslandik... Bu korkunc durum artik o kadar vahim bir hal aldi ki henuz yeni dogmus bebekleri, 5 yasina gelmemis cocuklari bile yaristirir, birbiriyle kiyaslar, baskasini begenmez olduk...

Basari nedir?

Emeklemek mi? Yurumek mi? Konusmak mi? Ziplamak mi? 10'a kadar takilmadan saymak mi? 1+1'in kac oldugunu bilmek mi? Integral sorusu cozmek mi? Bir magazada en basarili tezgahtar olmak mi? O magazanin muduru olmak mi? Magazanin sahibi olmak mi? Magazanin bagli oldugu holdingin patronu olmak mi? Yoksa o ulkenin cumhurbaskani olmak mi?

Basari, kim icin basari? Hangi zaman icin basari? Hangi durum icin basari?

Every child learns on his own pace, diyor Maria Montessori. Her cocuk kendi hizinda ogrenir. Tum Montessori okullarinin da temel ortak felsefesi ve idare sekli budur. Hicbir cocuk birbiri ile kiyaslanmaz, yarisa sokulmaz, ayni sinavlara tabi tutulmaz, bak o yapti sen de yap denmez, yapamadigi icin kinanmaz, cezalandirilmaz. Ama yaptiginda da odullendirilmez. Bir seyi basarmanin verdigi haz, zaten kendi icinde odulu barindirir.

Cocuklarimizin kiyaslandigi, digerini gecmesi icin zorlandigi, gecemeyince cezalandirildigi bir toplumda yasiyoruz bugun. Matematikten 1 aldi diye dovulen cocuklarin oldugu bir toplumda. Universiteye giremedi diye odasina kapatilan cocuklarin oldugu bir toplumda. Karnesinde kirik oldugu icin intihar eden cocuklarin oldugu bir toplumda!

Cocuklariniza yol acin, yol gosterin, elinden tutun yardim edin. Ama lutfen kendi yapamadiginiz guzellikleri, ulasamadiginiz hayalleri, basamadiginiz amaclari onlar uzerinde denemeye calismayin. Bir cocugun basarisi, sizin hayal ettiginiz ve olmasini istediginiz tepe noktasi olmak zorunda degil. Bir cocugun basarisi herseyden once sizin basarinizsa eger, o zaman onun mutlulugu, basarilarin en buyugudur.

Mutlu cocuklar yetistirelim... Yaris atlari degil... Mutluluk zaten basariyi da beraberinde getirecektir...

Archi*Sugar

14 Ocak 2008 Pazartesi

Yaris Atlarinin Kacirdiklari...

Plie... iki uc dort...

Plie... Zeynep bacaklarini kir... Serap, sag kolunu duz tut...

Son kez... plie... sag kol... ac... kaldir... sol kol ac... kaldir... duzel...

Selam ver...

Dagilabilirsiniz, eylulde gorusmek uzere... Iyi tatiller cocuklar!

Hizla ust kata kosuyorum. Diger annelerle bekleme odasinda bekleyen anneme opucuk yolluyorum, soyunma odasina kosuyorum. Uzerimde beyaz taytim, kisa kollu pembe bale mayom, pembe bale patiklerim. Sari saclarim arkadan kucuk bir topuz halinde siki siki toplanmis. Sadece kahkullerim kurtulmus topuzumdan.

Yorucuydu bugunku calisma. Bacaklarim agriyor. Ufff, kollarim da. Ama olsun. Ne seviyorum baleyi. Madam Olga ne iyiydi 6 sene once. Ne tatli bir ogretmendi. Keske olmeseydi. Kucuk sari tutumun icinde bana cok guzelsin demisti ilk resitalimde. Ne kadar zarif bir bayandi. Kirik kolunu ipek bir esarpla asmisti boynuna o gun. Benim ilk, onun son resitalinde... Dilek hoca da iyi... Ama Madam Olga'yi ozledim ben...

Annemin elini tutmus eve yururken, bugunun de son bale gunum oldugunu bilmiyordum.

Gidemem anne... Dersim cok... Testler cok... Hoca cok odev verdi... Gidemem...

Peki kizim, bir sene ara verelim o zaman. Ortaokul sinavlarina gir, cik, seneye yine devam edersin baleye... Goruyorum yetisemiyorsun hepsine...

Gidemedim bir sene sonra. Testler, odevler, hocalar, sinavlar... Sonra Ingilizce hazirlik... Sinavlar, sinavlar... 6 senelik kisa ama mutluluk dolu bale hayatima son noktayi koydu ozel okul sinavlari...

Bale ise... hep icimde kaldi!

--------------------------

13 sene sonra...

Anne, anne... Anneee... cektin mi resmini, cektin mi?

Cektim cektim! Ah kizim, nasil da gururlandirdi kardesin bizi. Aferin ona!

Kardesimin uzerinde dar gri kayak pantalonu. Dizinden itibaren pembe ve genisliyor. Ustunde gri kayak ceketi. Kestane rengi saclari arkasinda at kuyrugu seklinde toplanmis. Yuzu kardan yanmis, yanaklari kipkirmizi. Elinde uzun kayaklari. Siyah ve turuncu.

Ikincilik kursusunde bize gulumsuyor. Az once kayak fedarasyonu baskani madalyasini takmis, yanaklarindan opmus, eline kucuk cicek buketini vermis.

Selin Selin... gel gel... BRAVO! Simdi Kayseri'de sira degil mi? Orada kesin altin madalya alacaksin.

Yok onemli degil. Kayakta saliselerle kaciyor iste birincilik. Olsun. Bak birinci olan 2 salise hizli kaymis benden. Ucuncu kapidan daha hizli gecebilirdim. Olsun... Bak madalyami gordun mu?

Kayseri'de altin madalyayi aldi kardesim kayakta.

Birkac ay once de milli takima secilmisti... Ne heyecanla bize o haberi vermisti. Ne kadar gurur duymustuk onunla.

Ancak birkac ay sonra o da her Turk gencinin takildigi engele takilip OSS sinavlarina hazirlik icin kayaga ara vermek zorunda kaldi. Tesler, hocalar, kurslar, sinavlar, testler, testler, testler... Sayilar, islemler, formuller, bilgiler icinde buldu kendini.

Tam arkasindan zorlu bir tip egitimi... Gulle gibi kitaplar, kadavralar, hastalar, hastaliklar, kemikler, kafataslari, ameliyatlar, acilde nobetler onun yeni hayati oldu...

Kayseri yarisi ise onun son yarisi oldu.

Kayaga hep devam etti, ediyor ama yaris defteri coktan kapandi...

Kesinlikle onun da icinde kaldi!

------------------------

Bu yaris ati olma durumu, yillardir her Turk cocugunun, her Turk gencinin hayatindan bir hobiyi, bir zevki, bir istegi almistir kesin. Hic birseyi almasa, bir senesini almistir. Rahatligini almistir. Bizden de bale ve kayak yarisini aldi... Goturdu... Ki ustelik ailemizin baska hirsli aileler gibi bizi ders calismaya zorlamamasina ragmen! Bir carkti bu, istemesen de girmeden kurtulamazdin. Girmessen hayata devam edemezdin...

Ozledim ben Madam Olga'yi... Ozledim Dilek Hocami... Ozledim tutumu... Ozledim o pembe patiklerimi...

Simdi elimde kucuk bir brosur... 3,5 yasindan itibaren kabul ediyormus Madam Annette bale grubuna...

Karsimda ise dun satin aldigim kizak... Haftasonu o kucuk cocuk pistinde olacak...

Tam yanimda ise 2 yasinda bir peri.

Isvicre'de yaris ati olmayacagina gore bu peri... Atlarla tek temasi, once midillilere sonra buyuk atlara binmek olacagina gore...

Neden olmasin?

05 Ekim 2007 Cuma

Mutlulugun Resmi

Sevgili K.I.S.D., benim icin mutlulugun resminin ne oldugunu ogrenmek istemis. Iki gundur sabah aksam dusunuyor, resimlere bakiyorum. Cok zor bir soru oldu bu benim icin. O kadar cok ki benim icin mutlulugun resmi. Ailemle topluca bir resim, mezuniyet resmim, dugun fotografim, kizimla yuzlerce fotograf, hatta annemin kucagindaki 2 gunluk resmim bile benim icin mutlulugun resmidir.

Ancak, bir fotograf var ki digerlerinden tamamen farkli, digerlerinden cok daha eski, digerlerinden anlamca daha derin ve diger fotograflarin var olmalarinin sebebidir.

Kardesimin odasinda, tam yataginin karsisinda hergun gordugu bir fotograftir, bu. Eski bej rengi bir cercevenin icinde, siyah beyaz, hafifce gulumseyen genc tatli bir ciftin resmidir. Resimdeki bayan, film aktristlerini animsatir. Uzerinde bej rengi guzel bir tayyor, boynunda ise tayyorunun cizgilerinin rengi ile uyumlu bir kurdele vardir. Yanindaki bey ise koyu renk bir takim elbise giymektedir. Henuz yeni 30lu yaslarini bitirmis, saclari yeni kirlasmaya baslamistir. Cift, baslarini hafifce birbirlerine dogru egmislerdir. Mutluluk gozlerinden okunsa da anlasilamayan bir huzun de yok degildir.

Bu fotograf, arkasindaki yaziya gore 25.10.1948, Pazartesi gunu cekilmis. Tam 59 sene once. O gun evlenmis, dunyada gordugum tanidigim en uyumlu, en iyi anlasan ve en mutlu cift...

Anneannem ile dedem.

Kucuk yasta, dogdugu Yanya'dan (Yunanistan) iki kardesi ve dayisi ile Istanbul'a gelen tam bir beyefendi, hayatinin askini Izmir'de guzeller guzeli bir genc kizda buluyor. Evlenmelerine 40 gun kala ise dedemin cok sevdigi kucuk erkek kardesi beklenmedik bir sekilde 30lu yaslarinda vefat ediyor. Dedemin yuzundeki o gizli huzunun sebebi de, bu.

Ben, paylasmayi, yardimlasmayi, hosgoruyu ve sevgiyi dedemle anneannemin iliskisinde tanidim. Gercek saygiyi, dayanismayi, aile ici mutlulugu onlarla ogrendim. Takim elbisesiz ve sapkasiz sokaga asla cikmayan dedem tam bir Istanbul beyefendisiydi. Evde, anneanneme her konuda yardim ederdi. Esine ve kizlarina bir kiloluk dahi paket tasitmaz, tam 5 lisan konusur, dunyayi gezmis oldugundan sevdigi Avrupa sehirlerinden bahseder, notlarini kendi aciklamasiyla daha pratik oldugundan eski Turkce alir, anneanneme Melahatim diye hitap ederdi.

Bir tek gun dahi birbirlerine seslerini yukseltmemisler, ayni fikirde olmadiklari konularda bile mutlaka bir orta yol bulmuslar, gelecek icin ortak planlar yapip iki kizlarini da en iyi okullarda okutup birini avukat digerini ise iki universite mezunu bir ressam yapmislar, emeklilik donemlerini ise cok sevdikleri iki torunlari ile gecirmenin zevkini tatmislardir.

20 sene once soguk bir subat aksaminda 4 ay mucadele etmesine ragmen kansere yenik dustu canim dedem. Beni yalniz biraktin, ben sensiz ne yapacagim diye gunlerce gozlerinden goz yasi eksik olmayan anneannemin ise bugun hala sevgili esinin adi gectiginde gozleri dolar. Onun ne kadar iyi bir insan oldugunu, Avrupa'dan o zamanlar ulkemizde olmayan seyleri ne zevkle ailesine getirdigini, ailece gezdikleri ulkeleri, sehirleri, cocuklarina olan duskunlugunu, kendisine karsi nasil anlayisli ve sevgi dolu oldugunu, simdiki insanlarin ise artik oyle olmadigini anlatir. Son 20 senedir ondan bahsetmedigi gun yok kadar azdir. Son dort senedir de konusmalarinin sonunda ekler: Senin kocani da ona cok benzetiyorum.

Bu son sozu ruhumu oksar. Dogru secim yaptigimi bilir, kendimiz icin onlar gibi mutluluk ve saygiyla dolu, yillarca suren bir beraberlik dilerim.

Mutlulugun resmi, dedemle anneannemin evlendigi gunku fotograftir benim icin. Herseyin baslangici, var olmamizin sebebi, sevginin ve sayginin belgesi olan fotograf....
25.10.1948, Pazartesi - Izmir
(Fotograftan fotograf cektigim icin biraz bulanik)

Acaba sevgili Oyku icin mutlulugun resmi nedir?

Related Posts with Thumbnails